{ background-color: #FFFFFF; } -->
 

 
  *****SİTEMİZİ TANIDIKLARINIZA TAVSİYE EDİN ******
 

NÖBETCİ ECZANELER

VEFAT EDENLER

Solgun güle can veren… Aşık Fani
Yaşam tatlıdır. Veda etmek zordur. Ondan geldik mutlaka ona döneceğiz… çare yok. Ne yazıkki ölüm gerçek, ama erken olunca acılarda, üzüntülerde, çak farklı oluyor. Yaşamın bütün zorluklarına ragmen sessizlikte yaşayıp giderdi. Çaresizlikten ölümü kabullenmek, yaşam bilincinin belirsizliğindendir.
“Topraktan geldik, toprağa gideriz” sözü her ne kadar bir gerçeğin altını çiziyorsa da, bir umarsızlığın da ifadesidir. Sizden geride kalan mahzun evinde dışarı bakıyorum!... dışarıda yağmur, dışarıda rüzgar!... dışarıda siz varsınız!. Babam Aşık Fani; hala inanamıyorum senin için bunları yazdığıma. Allah sevdiği kullarını erken alırmış yanına… seninle onur duyuyoruz.
Yanında oldugum bir günde etrafı kalabalık bir misafir topluluğu ile çevrilmişti. Acıyla yaşamak yormuş... Solgun beniz yılların yorgunluğunu yansıtan birer hayat aynası gibi duruyor. Bir güler yüzü, kendini saygıyla, şefkatle, sevgiyle saran bir yürekle karşılaşmayalı kim bilir ne kadar uzun zaman olmuştur. Ölüme yaklaştıkları zaman azaldığı halde, vakit geçmek bilmez, uzadıkça uzar. Günler, aylar, hatta yıllar gibi gelir diyordu…
Herkes derin bir sükut içinde ve kaygılı bir bekleyişte idi. Zaman zaman gözlerini açıp çevresine bakınıyor, bazen de gayri ihtiyari sözler dökülüyordu dilinden. “İnsanlık sevgisi tüter gönlümde,/ Hakkı zikrederim her an dilimde,/ Neslime nasihat kendi yolumda,/ Benden sonra beni harap etmesin.
Ey bire FANİ’m asıl aslıma,/ Ben kendimi yaradana teslime,/ Vasiyetim budur kendi neslime,/ Tahtım bitse temellerim bitmesin.” Aşık Fani.
En değme edebiyatçıların ağızlarını açık bırakacak atasözleri bilir, deyimler söylerdi. Zaman tünelinin içinden geçerken kimi zaman çocukluğuna dönüyor, bagda, bahçede, tarlada çalıştığı günlere, gençlik yıllarına.
Bir ara elleriyle bir şey topluyormuş gibi yaptı. Sonra elini ağzına götürüp topladığını yemek istedi. Takatsiz kolları yatağa düştü sonra ve gözlerini kapatıp yorgun bedenini uykuya bıraktı. Aldığı ilaçların da etkisiyle ne konuşacak mecal bulabiliyordu kendinde ne de çevresiyle ilgilenebiliyordu. Yokluğu da yoksulluğu da iyi bilirdi. Oysa güngörmüş, yaşadığı her anı bir tarihçi dikkati ile zihnine ve yüreğine kazımıştı. Kendini bildi bileli köyünde ve çevresinde her ne yaşanmışsa tarihleriyle, tarafları ve sonuçlarıyla bir çırpıda anlatırdı. Şimdi söyleyecek sözü tükenmiş, yorgun düşmüştü. Belki de ebediyete giderken içine düştüğü bu halin muhasebesi ile zihni meşguldü. Evet, gençlik kadar ihtiyarlık da insan yaşamının bir geçiş güzergâhı idi, hayat kadar ölüm de bir gerçekti ve insan nerede doğarsa doğsun, nasıl yaşarsa yaşasın sonunda ölüm ile yüzleşecekti.
Ayakucuna oturmuş, büyük ozanın son anlarına tanıklık etmek için pür dikkat ne söylediğini, nasıl davrandığını anlamaya çalışıyordum. “Bir soğuk karpuz olsa şimdi” dedi. Soğuk dediğine göre içi, yüregi yanıyor olmalıydı. Ciğerlerinden gelen rahatsızlık, vücudunun bir süre susuz kalması muhtemelen böyle bir şeye neden olmuştu.
İlaçların etkisi geçtikçe biraz toparlanıyor, yarı aralayabildiği gözlerini etrafını çevreleyen topluluk üzerinde gezdirirken soruyordu… “Bu kim, bu kimin oğlu, az evvel giden kimdi? Etrafındakiler tanıtıldıkça adeta hafızasının canlanmasına neden oluyordu ve uzun geceler boyunca bıkmadan usanmadan anlattığı hayat öykülerinin birini daha tekrarlıyordu. Sanki az evvel yarı ölü vaziyette yatan gitmiş yerine heyecanla söze başlayan bir başkası gelmişti.
Köyünün en bilge insanı olarak haklı bir iltifata mazhar olmuştur, uğrayıp halini sormayan, derdiyle dertlenmeyen küçük-büyük kimse yoktur. Gece ilerledikçe sessizlik çöktü odaya. Sırtını yastığa yaslayıp konuşan babam Aşık Fani, “Beni yatırınız” dedi. Yatağa uzandığında yine bir şeyler mırıldandı ve yeni uzamaya başlayan siyah sakallarının arasına inci tanesi gibi bir iki gözyaşı döküldü. Zaman tünelinin neresinde donup kaldığı, neleri anımsayıp duygulandığı meçhulümüzdü. Ama benim ve orada bulunan kardeşlerimin bildiği bir şey vardı; Babam oldugu için degil Aşık Fani, hayatı boyunca kimseye zulmetmedi, hak yemedi, küçük dünyasında ibadetleri ve kendi yaşam anlayışı ile yaşayıp bu ana geldi. Muhtemelen vicdanında kanayan bir yer yoktur ve “Bunun hesabını nasıl veririm?” dediği yürek burkan kötü anıları olmamıştır. Bu nedenle gelecek akıbetinden korkmuyordu... Ha elli… ha altmışbeş sene.  O an gelecek. Her yaratılmış o zaman tünelinde durup yaptıkları ile yüzleşecek. Babam Aşık Fani’nin bu istasyondaki duruşu gıpta edilecek bir yaşam anlayışıyla doluydu.
Bilesin ki mezarın yapılmış… mermerdendir. Başucuna bir sözün yazdırılmıştır. “Hele düşün FANİ’m gelip gideni / Nerede güngörmüş devran süreni / Ruhlar terk edecek bir gün bedeni / Uçar gider bir görünmez can olur”. Aşık Fani.
Meleklerle Birlikte Uyu, Rahat Uyu… Ruhun Şad, Mekânın Cennet Olsun Yüce Şair... biz burada unutmadık şiirlerin ve düşüncelerinle sizi yaşatmaya çalışıyoruz.
Saygılarımla…

                BEKİR DOĞAN

   Mekke notları

 Selim Orhan. İşletmeci

Solgun güle can veren… Aşık Fani

     

       ALİ  AYDIN

SGK’DA 5  PUANLIK İNDİRİM

          

    Mehmet doboğlu

KAHRAMANMARAŞ’I NASIL TANITACAĞIZ

mehmet kadımehmetoğlu

Gündönümü Turizm